Google+ Sonsuzluğu Ararken...

5 Temmuz 2025 Cumartesi

 HAL'LER

Ne hallerdeyim bir bilsen,

Cam fanusun içine koyulan ahtapot gibi,

Bir Ankara kedisi'nin gözlerine bakıp kehribar ve maviyi gören ben,

Evrim yolculuğuna tersten çıkmış Çelebi hayaliyle bazen

Midillilerle Kızıl Elma'ya dörtnala koşan atlılar gibiyim

Ah, bu haller...

Bir gün bir arkadaşına derdini anlatırmış şair ?

Sormuş ? Dert kim ?

Anlatan ne ?

Şair neden ?

Arada cebindeki takkesini yoklayan İkindi ezanını geciktiren imama kızan emekli amcayım

Kıblem mi ? O nerede ?

Yanıma aldığım görünmez mizahım,

pardon mizanım,

olmadı mezarım.

Sahi ya ? Yanıma aldığım neyim ?

Sahi ya? Ne hallerdeyim ?


Gastrotarihçiye sormuşlar?

Aşk karın doyurur mu?

Demiş: 

Her gördüğünü ot sanma,

Her gördüğüne dokunma,

Yiğit dediğin bulur her zaman bir lokma


Bilmez misin sen Anaerkil anlamını,

Her yiğidin yoğurt yeyişi farklıdır derler.

Sahi ya! Yoğurttan mı ? Yiğitten mi ? Yoksa Anasından mı ?


Okudun işte, buldun mu kendinden birşeyler ?

Mevlam neyler, neylerse güzel eyler...

Temmuz 2025

22 Haziran 2025 Pazar

Konforun Gölgesinde Emanet Unutulursa

 

Konforun Gölgesinde Emanet Unutulursa

Bir görüntü düşüyor ekrana: Meclis komisyonu toplanacak ama yeter sayı yok. Başkan telefonla arıyor birini. “Gel, sonra çıkarsın.”
O cümle oracıkta zamanın bütün ağırlığını taşıyor.
Bir görev değilmiş gibi.
Bir halkın kaderi, bir toplumun yönü, bir çocuğun geleceği değilmiş gibi.

O an şunu hissediyorum: Biz sadece kararlar değil, değerler de kaybediyoruz.

Çünkü karar alınan odada, aslında bir başka karar veriliyor:
İlkesizlik mi kolaylık mı?
Emanet mi kişisel çıkar mı?
Sorumluluk mu, görünürlük mü?


Refahı Hedefleyen Toplumlar

Çoğu ülkenin ortak ülküsü haline geldi: Refah. Konfor. Rahat yaşam.
Ama kimse sormuyor:
Refah nedir?
Kimin için refah?
Nasıl bir bedelle?

Benim için konfor, çalıştıktan sonra alınan derin bir nefes. Emekle gelen bir hakkın sessiz ödülü.
Ama bir başkası için konfor, hiç çalışmadan rahatta kalmak.
Bir başkası için sorumluluktan uzaklaşmak.

İşte tam burada ortaya çıkıyor esas fark:
Karakter.


Karakterin Kırıldığı Yer

Bir toplumun kaderi, büyük ihtilallerde değil; küçük ihmallerde belirlenir.
Komisyon toplantısına "gel, çıkarsın" diye çağrılan biriyle;
sınavda kopya çekerek öğretmen olan biri arasında bir fark yoktur.
Sadece pozisyon farklıdır.
İlkesizlik aynı köktendir.

Eğer sorumluluk bilinci karakterden değil de gözetime bağlıysa, o sistem yıkılmaya mahkûmdur.
Ve şu an yaşadığımız şey tam olarak bu:
Emanet unutuldu.


Yeni Bir Konfor Tanımı Lazım Bize

Kendi içimizde bir devrim yapmazsak, her gelen sistem aynı çürümeye gebe kalır.
Yeni anayasalardan önce, yeni birey gerekiyor.
Yasayı değil, ilkeyi temel alan birey.

Ve konforu şöyle tanımlayan biri:

“Benim rahatım, başkasının rahatsızlığı pahasına olmasın.”

Eğer böyle bir konfor anlayışı yerleşirse, o zaman meclisteki koltuklar sadece sandalye değil, emanet taşıyan tahtlar olur.
O zaman “gel, çıkarsın” değil;
“gel, kal; çünkü bu senin halkına borcun” denir.


Sonuç mu?

Bugün herkesin elinde bir tartı var ama çoğu teraziyi başkasına tutuyor.
Oysa önce kendi içimizde sormalıyız:
Ben hangi konforun peşindeyim?
Benim karakterim, sistemin neresine denk düşüyor?
Ve ben, gerçekten bu dünyayı daha yaşanabilir bir yer yapmak için neyi göze alıyorum?

Cevaplarımız kolay olmayacak belki.
Ama emin ol:
Kolay olan zaten bizi buraya getirdi.

18 Haziran 2025 Çarşamba

O ANDA

O ANDA

Saatler miydi duran bakınca

Yağmurlar mıydı toprağı ıslatan,

Gülücük dağıtanlar, sokakta oynayan çocuklar mıydı ?

Mezar başında hıçkırıklara boğulanlar,

Hangi yas tutanlardı ?

Savaş meydanında zafer naraları atanlar

Cengiz'in orduları mıydı ?

Kuytu köşelerden sesi duyulan

Yetim çocuklar mıydı ?

Baharın gelişini kutlayan kuşlar mıydı ?

Havaya düşen cemreyi bekleyen hangi tohumdu?

Karnesinin yanına başarı belgesi eklenen küçük müydü ?

Trajik hayat hikayelerini yaşarken,

Sevinç çığlıkları atanlar ustalar mıydı ?

Ufkuna güneşler doğan kimdi?

Sen gelince;

Hepsi de bendim !

Murat ŞERAS

(Askerlik Hatıraları)

05.11.2012-10.38

21 Mayıs 2025 Çarşamba

Çöl Yağmuru

Çöl Yağmuru 

Evrende birçok çöller var


Çöller kurudur ve çölde yaşam yok gibidir
Bilirsin, çöller uçsuz bucaksız yerlerdir.
Örneğin Atacama Çölünde 1971 yılına kadar 400 yıldır yağmur yağmamıştır.

Çöllerin bu şanssız kaderine rağmen nadiren de olsa çöllere yağmur yağar.
Bu ender gelişen durumlarda yağmur çöle hayat verir.
Yıllardır toz, toprak ve kayalardan ibaret olan çöl, üzerindeki ölü toprağını silkeler.

Çölde toprak altında bekleyen çiçek tohumları suya kavuşunca hayat bulur.
Ve rengarenk çiçekler açar.
İşte bu çöl çiçeğidir.

Yeryüzündeki ben 35 yıllık hayatımda 17 yıldır yağmursuz çöl gibiydim.
Susuz, mutsuz, yüzü gülmeyen, neşesiz, umutsuz bir haldeydim.
Sen, çöl yağmurum gelene kadar. !

Benim uçsuz bucaksız ve cansız dünyama 2 damla gülücük bırakana kadar.

Kapıyı açtım ve sen geldin.
Neşesiz dünyama neşe kattın.
Çöllerimde çiçekler açtırdın.
Adını bilmediğim ey güzel.

Adını çöl yağmuru koydum.
Bir sonraki yağmur ne zaman gelecek bilmiyorum.
Ama ben gülüşünü bir kere daha görebilmek için hasretle seni bekleyeceğim.

Murat ŞERAS

22 Ağustos 2022

28 Aralık 2014 Pazar

Litost: Kabul Edelim, İyi Sıkıldık

Litost: Kabul Edelim, İyi Sıkıldık:    Sıkılan sıkılana. Bazıları Yeni Türkiye’den, bazıları da Yeni Türkiye’den sıkılanlardan sıkılmış. Tabii, bu insanların kimi Ak Parti’ni...